Tomaraselalefm.com - Anasayfa
 
Anasayfa  
20 09 2017
Ana Menü
Anasayfa
Forum
İletişim
Arama
Gazete Oku
Dost Siteler
Ziyaretçi Defteri
Videolar
Resim Galerisi
Canlı tvler
Canlı TV
Tv arşivi
Üye Listesi
Özlü ve Güzel Sözler
ŞİİR KÖŞESİ
Bilge Sözleri
Spor Köşesi
Trabzonspor
Fenerbahçe
Galatasaray
Beşiktaş
Canlı Skor
Maçkolik
Beinspor Lig Tv
Trabzonspor
Haber61 Spor
Spor 3
Futbol Arena
Fotomaç
Fotospor
Fanatik
Sporx
Tomaraselale Fm
Tomaraselale Fm dinle
Nasıl dinleyebilirim?
DJ'lerimiz
Yayın akışı
Yayın kuralları
DJ yayın alıp verme
Rd icin şifreli nik al
İstek hattı
Şiir Dinle
start Player
Dini bilgiler
Nihat Hatipoglu
Tomaraselalefm.com Tomaraselalefm.com - Anasayfa
Hava Durumu
Hayvanlardan gelen şifa...
Yazar Administrator   
19 03 2011

Hayvanlardan gelen şifa...‏

 ABD'de uzmanlar tarafından yapılan araştırmada muz örümceği ya da Phoneutria nigriventer adıyla bilinen örümcek türlerinin, ısırdığı bölgede ereksiyon etkisi yarattığı görüldü. Bunun üzerine Georgia Tıp Fakültesi uzmanları ise bu örümceklerin ereksiyon sorunu yaşayan erkeklerin tedavisinde kullanılabileceğini düşünüyorlar.

Sağlıklı yaşam reçeteleri adı altında hayatımıza otlardan sonra hayvanlar da girdi. Karınca yumurtası yağından salyangoz salgısına, yılan yağından köpek balığı kıkırdağına kadar pekçok hayvansal ürün hastalıkların tedavisinde ve kozmetik sektöründe kullanılıyor.

Doğal beslenme ve doğal tedavi adına neredeyse yapmadığımız şey kalmayacak. Önce otlar girdi hayatımıza ardından da hayvanlar. Evet sadece bitkisel ürünler değil hayvansal ürünler de doğal tedavi yöntemleriyle baş başa. Otlarla hayatımıza giren sağlık reçeteleri hayvanlarla da devam ediyor.

Karınca yumurtası yağı, köpekbalığı kıkırdağı, salyangoz salgısı. Daha neler neler. Yıllardır hep arı sütü, bal ve balığın yararlarını konuşup durduk. Ardından sülük ve yosun tedavileri girdi hayatımıza. Şimdilerde ise isimler çok daha farklı; karınca yumurtası yağı, yılan yağı, köpekbalığı kıkırdağı, köpekbalığı karaciğer yağı, somon balığı yağı, salyangoz kremi, havyar kremi, sülük, deve sütü vs.

Bunların çoğu bilimsel olarak da kanıtlanmış durumda ve çoğu kozmetik sektörünü neredeyse ayakta tutan ürünler. Aslında bu ürünlerin çoğu eski çağlardan beri tedavi maksatlı kullanılmakta. Kirpi eti (hemoroit) ve kaplumbağa kanının (kanser) da bazı hastalara iyi geldiği kulaktan dolma bilgilerle duyuluyor; ama tıp bunu henüz doğrulamadı.

Şimdi şu bildiğimiz at karıncasının yumurtasının yağının ta Osmanlı zamanından günümüze kadar gelen bir sır olarak anlatılacağı ve haremdeki cariyelerin tüylerinin çıkmaması için kullandığı nereden aklımıza gelecekti ki. Yılan yağının saç dökülmesini durdurması ve saç çıkarmasına ne demeli peki?

Üstelik bizim bakmaktan bile korktuğumuz köpekbalığının kıkırdağının kanser hastalığının tedavisinde bile kullanıldığını biliyor muydunuz? Yeryüzünde kabuğunu yenileyebilen tek hayvan özelliğini taşıyan salyangozun salgısının hemen her cilt hastalığını iyileştirici özellikte oluşu şaşırtıcı değil mi?

Peki anne sütüne en yakın süt olarak bilinen eşek sütünün eski zamanlarda hasta çocuklara ve veremli hastalara şifa olarak içirildiğini hiç duydunuz mu? Deve sütü de vitamin ve protein deposu olarak biliniyor. Zira deve sütü inek sütünden üç kat daha fazla C vitamini ve 10 kat fazla demir içerir, B vitamini ve magnezyum açısından da son derece zengin.

Üstelik uzmanlar, ilerleyen yıllarda eşek sütü ticaretinde ciddi bir pazar oluşacağını düşünüyor. Artık bu eski buluşlar gün yüzüne çıkınca tavuk (yumurta) ve ineğin (süt) pabucu dama atılacak. Ülkemizde otlarla ilgili çalışmalar yapan fitoterapistler hayvanlarla ilgili ürünler üzerinde de çalışıyor.


Onların anlatımlarına göre hayvanlar üzerinde de otlar kadar çok çalışma ve araştırma yapılsa daha birçok hayvanın şifalı yönleri ortaya çıkabilir. Yani bu konuda büyük bir bilimsel açık bulunuyor. Mesela karınca yumurtası yağı İran'daki karınca çiftliklerinden getirtiliyor.


KARINCA YUMURTASI YAĞI:

İran kökenlidir. Osmanlı döneminde harem cariyelerince ve Uzakdoğu kadınlarınca yaygın olarak kullanılmıştır. Vücut tüylerini azaltmakta kullanılır, tüyler alındıktan sonra uygulanmaktadır.

DEVE SÜTÜ:
Mısır kraliçesi Kleopatra'nın her gün deve sütü ile yıkandığı efsanesini hemen herkes duymuştur. Moritanyalı hanımlar da geleneksel olarak cilt güzellikleri için deve sütü içerler. Geleneksel tıpta yüzyıllardır diyabet tedavisinde kullanılmıştır. Afrika'da AİDS'li hastalara içirilir.


KÖPEKBALIĞI KARACİĞER YAĞI:
Bağışıklık sistemini güçlendirir. İçinde bulunan squalene maddesi, tümör gelişimini ve büyümesini engeller. Bakteri, virüs ve kanser hücrelerini yok eden akyuvar türünün sayısını artırır, dolayısıyla kemoterapi alan kanser hastalarına destek tedavisi olarak önerilir.


KÖPEKBALIĞI KIKIRDAĞI:
Köpekbalıklarının kıkırdaklarından kurutma ve dondurma yöntemiyle elde edilir. Yüksek oranda protein, kalsiyum, sodyum, fosfor ve kondroitin sülfat denilen en önemli kıkırdak bileşenini içerir. Birçok eklem hastalığında, eklem romatizmasında, osteoporozda etkilidir. Yaraları iyileştirir. Egzema ve sedefe iyi gelir.


YILAN YAĞI:
Geleneksel Çin tıbbı ilaçlarındandır. Anti-enflamatuar ve ağrı giderici etkileri vardır. En sık kullanım alanı Romatoid Artrit, eklem romatizması gibi eklem rahatsızlıklarıdır. Saç dökülmelerinde ve saçkıranda tarih boyunca kullanılmışlığı vardır. Saç diplerinde uyarıcı ve kan dolaşımını artırıcı etkisiyle fayda sağladığı düşünülür.


SALYANGOZ SALGISI:
Kendine has salgısı ile boyundan büyük işler yapar. Bu salgıların hücre yenileyici özelliği bulunmakta. Ayrıca bu salgılar ölü cildin atılmasına yardımcı olur. Bazı önemli antioksidan maddeleri de bünyesinde barındırır. Cilt yaşlanmasını geciktirici etkileri vardır.


ARI SÜTÜ:
Parkinson ve Alzheimer hastalıklarının ilerlemesini geciktirici etkileri mevcut. Yaşlanmayı geciktirir, bağışıklık sistemini güçlendirir, mikrobik hastalıklardan korur. Yara, yanık ve kırık iyileşmesini hızlandırır. Hücre yenilenmesini hızlandırır. Kronik yorgunluk sendromu ve strese karşı mücadelede çok önemlidir.




                                         

__._,_.___



--
уσℓ σ∂υя кι нαкк'α ναяıя
ѕöz σ∂υя кι нαкк'ı ѕєνєя
göz σ∂υя кι нαкк'ı göяüя
göηüℓ σ∂υя кι нαкк'ı νє нαвιвιηι вυℓυя...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (614) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 1844

Son Güncelleme ( 19 03 2011 )
 
çanakkalede şahlananlar....
Yazar Administrator   
18 03 2011

Çanakkale’de Şahlananlar...

Çanakkale’de yaşananlar, sadece kuru bir “savaş” kelimesiyle açıklanamaz. Orada yaşananlara ancak bir milletin “şahlanışı” denilebilir. Osmanlı torunu yiğit Mehmetçikler, yüreklerindeki iman gücüyle dünyanın “Süper Güçler”ine meydan okumuşlardır.

Hz. Ali’nin, Hayber Kalesi’nin kapısını sökerken şahlanışı gibi şahlanmıştı Seyit Onbaşı… O şahlanışla 276 kiloyu sırtlanmıştı Müctecip Onbaşı… O şahlanışın tesiriyle bir denizaltıyı, periskopundan, hem de top atışıyla yakalamıştı.

Çanakkale’de mektepli mücahitler de vardı. “İstanbul elden giderse aldığımız eğitimin ne önemi var” diyerek cepheye koşmuşlardı; pek çoğu da geri dönmemişti. Eli kalem ve kitap tutmaya alışmış binlerce delikanlı, kan ve ateş içinde şehadet şerbetini içmişti.

İngiliz ve Fransızlar tarafından kandırılan Müslüman esirleri kime karşı savaştıkları konusunda bilgilendirmek için Almanya’ya gönderilmişti Mehmet Akif… Ve bu muhteşem zaferi şiirleriyle abideleştirmişti.

Şehit anaları oğullarını “Ya şehit ol, ya gazi; yeter ki bu vatana düşman ayak basmasın” diye göndermişti cepheye… Kahraman hanımlar da eşlerini cepheye bizzat kendileri uğurlamış, şehadet haberleri geldiğinde de acıyı kalplerine gömmüş, her öğün bir tabak da onlar için indirip kaldırmışlar sofraya… Zaferi kazandıran yiğitler kadar analar da destanlar yazmıştı Çanakkale’de… Çanakkale destanı, kanla ve gözyaşıyla yazılmıştı.

Çanakkale; altı asır üç kıtaya hükmeden şanlı Osmanlının son zaferi ve İstiklal harbimizin habercisi…

“Yedi Düvel”in “hasta adam” dedikleri Osmanlıya son darbeyi vurmak isterken kazdıkları kuyuya düştükleri yer…

İki yüzelli bini aşkın şehidin kanıyla sulanan vatan toprağı…

Cenab-ı Hakkın (c.c.) inayetiyle, Hz. Peygamberin (a.s.m.) ruhaniyetiyle hazır bulunduğu, Allah ve Peygamber aşkıyla gözünü kırpmadan, korkusuzca düşmana karşı koyan Mehmetçiğin tarih yazdığı altın sayfa…

Düşmanın dahi kahramanlığını, insanlığını övdüğü Mehmetçiğin yazdığı bir destan Çanakkale…

Aslında Çanakkale Zaferi için ne söylense az…

Vehbi Vakkasoğlu






--
уσℓ σ∂υя кι нαкк'α ναяıя
ѕöz σ∂υя кι нαкк'ı ѕєνєя
göz σ∂υя кι нαкк'ı göяüя
göηüℓ σ∂υя кι нαкк'ı νє нαвιвιηι вυℓυя...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (640) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 1967

 
M U S Î B E T
Yazar Administrator   
09 03 2011
K E L İ M E L E R - K A V R A M L A R 
M U S Î B E T
     Başa gelen felâket, belâ, afet, sıkıntı, ceza gibi olaylar için kullanılan bir terim.
     Bir musibete uğrayan kimse, ya Allah (c.c.) tarafından imtihan edilmekte veya işlediği bir kötülüğe karşı cezalandırılmaktadır. Musîbet kelimesi Kur'an-ı Kerim'de bu iki anlamda da kullanılmıştır.
Kur'an-ı Kerim'de Allah Teâlâ sevdiği mü'min kullarına değişik şekiller altında musîbetler göndererek onları imtihan ettiğini ve bu musibetlere karşı gösterdikleri sabır ve tevekkül neticesinde de büyük mükâfatlarla mükâfatlandırılacaklarını bildirmektedir. İnananlar zümresi içerisinde peygamberlerin Allah Teâlâ'ya en yakın kitle oldukları halde, musîbetlerin en büyüklerine uğradıkları görülmektedir. Nuh (a.s), İbrahim (a.s), Musa (a.s) ve İsa (a.s)'ın kıssaları bunun örnekleriyle doludur. Ulu'l-azm peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.s) de Mekke döneminde büyük musîbetlere maruz kalmıştır. O, kavmi tarafından yalanlanmış, işkence görmüş, ölümle tehdit edilmiş, hatta taşa tutulmuştur. Taif'e gidip halkı Allah'ın dinine davet ettiği zaman, onlar bir peygambere uymayı reddettikleri gibi köle ve çocuklara onu taşlatmışlardı. İnsanlığa rahmet olarak gönderilmiş o büyük peygamber, Taiflilerin saldırısından kurtulduktan sonra, ellerini kaldırıp Rabbine şöyle seslenmişti: "Ya Rabbi; Gerçekte benim üzerime çöken bu musîbet ve eziyet, şayet senin bana karşı bir gadap ve öfkenden ileri gelmiyorsa, ben buna aldırış etmem ve gönülden tahammül ederim." Allah Teâlâ da ona; "Ey Muhammed! Sen de, "azim ve sebat" sahibi peygamberlerin sabrettiği gibi sabret" (el-Ahkaf, 45/35) şeklinde vahyetmiştir.
     Allah Teâlâ, hidayet ihsan edip rahmet nuruyla kuşattığı mü'min kullarım, bir takım dünyevî zorluklarla imtihan ederek bunu onlar için bir rahmet vesilesi kılmıştır. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulmaktadır: "And olsun ki sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiklikle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele. Onlara bir musibet dokunduğu zaman "Mutlaka biz Allah içiniz ve mutlaka O'na döndürüleceğiz" derler" (el-Bakara, 2/155-156).
     Bu ayetler, her ne şekilde olursa olsun, karşılaşılan bir belâ ve musîbet karşısında inanan kimselerin göstermesi gereken tavrı ortaya koymaktadır.
     Musîbete karşı takınılan tavır, aynı zamanda iman ile nifakın arasını ayıran ve münafık tiplerin kalplerindeki nifakı açığa çıkaran bir imtihan aracıdır. Yani imanların musibetle sınanmasıdır.
     Münafıklar, müslümanlar savaşta bir başarısızlığa (musîbete) uğradığı zaman onlarla birlik olmadıkları için sevinirler ve bunu kendileri için bir nimet sayarlar. Allah Teâlâ gerçek anlamda nimetlendirilenlerin musibetlere uğrayıp bunlara sabreden kimselerden başkaları olmadığını ve farklı düşünenlerin ise kalplerinde hastalık bulunan tipler olduğunu bildirmektedir: "Şüphesiz ki içinizden (savaşa çıkmak için) pek ağır davrananlar vardır. Size bir musîbet geldiği zaman (onlar) 'Allah bana nimet ihsan etti de onlarla beraber olmadım' der" (en-Nisa, 4/72).
     Diğer bir musîbet de, insanların işledikleri kötü amelleri ve kalplerindeki nifak ve küfürlerinden dolayı muhatap oldukları musibettir. Kur'an-ı Kerîm'de bu anlamda kullanılan musîbet kelimesi ile, bu kötülüklere karşı bir cezalandırma kastedilmektedir: "Başınıza gelen bir musîbet kendi ellerinizle kazandığınız günahlar yüzündendir. O, işlenenlerin bir çoğunu da affeder" (eş-Şûra, 42/30).
     Münâfıkların hallerinden sözedilen başka bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır: "Kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musîbet geldiğinde nice olur halleri..." (en-Nisa, 4/62).
     İşlenilen kötü amellere karşılık ahirette elim cehennem azabına uğrayanların durumları da musîbet olarak nitelendirilmektedir: "Eğer onlar (Yahudiler) işledikleri günahlar yüzünden başlarına bir musibet geldiği zaman; 'Rabbimiz bize Peygamber gönderseydin de biz de senin âyetlerine uyup mü'minlerden olsaydık ya' diyecek olmasalardı (seni göndermezdik)" (el-Kasas, 28/47).
     İnsanların başına gelen bütün musîbetler Allah Teâlâ'nın izni ve takdiri dahilinde ortaya çıkmaktadır: "Yeryüzüne ve kendinize inen hiç bir musîbet yoktur ki biz onu yapmadan önce Levh-i mahfuz'da yazılmış olmasın. Şüphesiz ki bu, Allah için çok kolaydır" (el-Hadîd, 57/22);  "Allah'ın izni olmadan kulun başına hiç bir musibet gelmez..." (et-Teğâbun, 64/11).
     Bu anlamda, ölüm olayı da bir musibet olarak zikredilmektedir: "... Veya yolculukta iseniz ve başınıza ölüm musibeti gelmişse..." (el-Maide, 5/106).
     Bir de, toplum boyutunda kavimlerin helak edilişi musibeti vardır ki bu, azgın bir kavmin kendi elleriyle işledikleri günahları ve aşırı sapıklıkları yüzünden peygamberlerine karşı direnmeleri neticesinde ortaya çıkmaktadır. Allah Teâlâ, aynı zamanda bu musîbetleri diğer toplumlar için birer ibret vesilesi de kılmıştır. Kur'an-ı Kerîm'de helâk edilişleri ve buna sebeb olan durumları tafsilatlı bir şekilde gözler önüne serilen, Nuh, Âd, Semûd, Lût kavimlerinin başlarına gelenler bu tür musibetlerdendir.
 
Ömer TELLİOĞLU
Şamil İslam Ansiklopedisi

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (627) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 1917

 
Hayırlı bir gün dileriz..Tomara Şelale Fm..
Yazar Administrator   
19 03 2011

 

Hayırlı bir gün dileriz..Tomara Şelale Fm..

19/03/2011

   

   
   

"Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber! ) Sabredenleri müjdele !"

(Bakara, 155.)

"Hak teâlâ sevdiği kulu dertlere müptela kılar oda sabrederse ondan razı olur."

Hz. Muhammed (s.a.v.)

“Hakk yolunda olup nefsi ile savaşan kişinin de zaman olur gönlü ferahlar, zaman olur daralır, derde düşer, şüphelerle kıvranır. Çünkü su ve balçıktan yaratılmış olan bedenlerimiz, can ışıklarını inkar eder; o ışıkların hırsızıdır. Bu yüzdendir ki, Hakk teâla harareti, soğuğu, ağrıyı, sızıyı, hastalığı, derdi bizim bedenlerimize yüklemiştir. Korku, açlık, mal noksanlığı, sakatlık; bütün bunlar değerli, geçer akça olan "can"ın meydana çıkması içindir.”

Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumî (k.s.)

Allah’ım, Hz. Muhammed ve âline salat eyle ve bize dünyada da, ahirette de iyilik ver, güzellik ver! Allah'ım bizim yolumuzu gül bahçesi gibi güzelleştir, varacağımız yerde sen bulun, konak yerimiz sen ol, yürüdüğümüz yol bizi sana götürsün, sadece cennete değil. Âmin...

   







--
уσℓ σ∂υя кι нαкк'α ναяıя
ѕöz σ∂υя кι нαкк'ı ѕєνєя
göz σ∂υя кι нαкк'ı göяüя
göηüℓ σ∂υя кι нαкк'ı νє нαвιвιηι вυℓυя...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (627) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 2590

 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sonuç 36 - 40 Toplam 300
Yararlı Bilgiler
E - DEVLET
SSK Sorgulama
Bilinmeyen Numaralar
Önemli Telefonlar
Ösym sınav sonuçları
URL Video Upload 1_
URL Video Upload 2_
URL Video Upload 3_
URL Video Upload 4_
Pc İcin Programlar
windows installer 3.1
İnstall flash player
Adobe Reader.9
Flatcast Tema_1
Pc nizn driver sorununa kesin çözüm
TSL PUAN DURUMU
Giriş Formu





Kayıp Parola?
Bağlı Üyeler
Bağlı üye yok
Üye Menüsü
Profilim
Haber Ekle
WebLink Ekle
Öğelerimi Kontrol Et
Çıkış
Üye İstatistiği
 Tomaraselalefm.com  Gruplar Toplam
 Misafir ( 0 ) Misafir 0
   Toplam 0
 Toplam Üye ( 77,302 ) Toplam Üye 77,302


Istatistik
Son Üye  APoulin
Bugün  0
Bu Hafta  0
Bu Ay  0
Ziyaretçi İstatistiği
Bugün43
Dün45
Bu hafta203
Bu ay1684
Toplam435177
Anket
Webdesign www.webmedie.dk Hjemmeside af www.webmedie.dk