Tomaraselalefm.com - Anasayfa
 
Anasayfa  
15 08 2018
Ana Menü
Anasayfa
Forum
İletişim
Arama
Gazete Oku
Dost Siteler
Ziyaretçi Defteri
Videolar
Resim Galerisi
Canlı tvler
Canlı TV
Tv arşivi
Üye Listesi
Özlü ve Güzel Sözler
ŞİİR KÖŞESİ
Bilge Sözleri
Spor Köşesi
Trabzonspor
Fenerbahçe
Galatasaray
Beşiktaş
Canlı Skor
Maçkolik
Beinspor Lig Tv
Trabzonspor
Haber61 Spor
Spor 3
Futbol Arena
Fotomaç
Fotospor
Fanatik
Sporx
Tomaraselale Fm
Tomaraselale Fm dinle
Nasıl dinleyebilirim?
DJ'lerimiz
Yayın akışı
Yayın kuralları
DJ yayın alıp verme
Rd icin şifreli nik al
İstek hattı
Şiir Dinle
start Player
Dini bilgiler
Nihat Hatipoglu
Tomaraselalefm.com Tomaraselalefm.com - Anasayfa
Hava Durumu
TUĞBA VE YALÇIN
Yazar Administrator   
05 12 2009

TUGBA & YALÇIN

Tuğba ile Yalçın 05-12-2009 Tarihinde Düğün Törenlerinde Tüm Sevenlerini Dostlarını  aralarında görmekden mutlu olacaklardır . Tuğba ile Yalçın'a Tüm yaşam buyu mutluluk huzur dolu güzel bir yaşam sürmelerini diliyor ve istiyoruzz. ALLAH mutlu mesut etsin

                                                                          www.ramazanhekimoglu.com  ailesi

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (327) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 1682

Son Güncelleme ( 13 12 2009 )
 
ALLAH'IN VARLIĞINI TARTIŞMAK MI?
Yazar Administrator   
19 11 2009

Allah’ın varlığını tartışmak mı?                                                                              

ALLAH’ın varlığı tartışılabilir mi? Tartışmak isteyen için her şey tartışılabilir. Eğer problem muhalefetse, muhalefetin dozu ve mantığı olmaz. Herhangi bir şeye “yok” demeye programlanmış bir insan için yok’u var’a çevirmek zordur. İstemiyorsa şayet imkânsızdır.


Karşınızda biri var ve şöyle diyor: Fatih Sultan Mehmet diye biri yaşamamıştır, yoktur böyle biri. Siz bin dereden su getiriyorsunuz. İstanbul’un fethinden, surlardan, Fatih hakkında konuşulanlardan, yazılardan, kanunnamelerden, hatta Fatih’in yabancı ressamca yapılmış portresinden bahsediyorsunuz ama nafile. O, ben onu görmedim. Ben görmediğime inanmam diye tutturuyor. Siz bu sefer tevatür kavramından, Fatih’in döneminde onu görmüş yüz binlerin görmeyenlere anlattığından ve bu sürecin asırlardır dilden dile aktarıldığından bahsediyorsunuz. Ama yine de nafile. O bir defa “yok” demeye endekslemiş kendini. Biraz ileriye gittiğinde Napolyon da, Deckartes da, Kant da, İbn-i Sina da, Hz. İbrahim de (as) yaşamamıştır aslında diyor. Ona göre bugün gördüklerinin dışında hiçbir şey doğru değil. Tarih diye bir şey de yok. Hepsi uydurma. Ya şu Mısır’daki piramitler, ya Eyfel Kulesi, ya Sultanahmet Camii. Bunlar da mı doğru değil. Ona göre onlar da kendi kendine oluşmuş veya tabiat yaratmış veya ilk canlılar gibi tesadüfen oluşmuş işte.


İnkârın ve inkârcılığın insafı ve makul bir çizgisi yoktur. Bundan ötürü; “Ben Yüce Allah’ın varlığını yüz delille ispat edeceğim” diyen birine felsefeyi en üst düzeyde kullanmış istidlal mantığının bir dehası olan İmam Gazali:

“Demek ki sen yüz defa şüphe ediyorsun. Allah’ın varlığının en büyük delili ortadadır. Kâinattır, evrendir. Her bir zerresi O’nun varlığına işarettir. Sen hangi delilin peşindesin” diyerek mantığa-akla mahkûm olma ile iman etme arasındaki farka işaret eder. Bunun için Kuran; Allah’a, ahrete, cennet ve cehenneme tanıklık değil yakınlık ve imanı ister. Aynel, ilmel, hakkal yakin farklı şeylerdir zira.


Kuran-ı Kerim, Hz. İbrahim’in kavmini hidayete çağırırken geçirdiği evreden bahseder. Putlara tapan, güce secde eden ilkel bir kavmi düz mantıkla imana çağıran bir süreci işletir Hz. İbrahim. Önce gökteki yıldızlara işaret eder; “Bu benim Rabbimdir” diyerek. Sonra Ay çıkınca “Bu daha belirgin, işte benim Rabbimdir” der. Daha sonra sabaha erişince ve Güneş, yıldızları ve Ay’ı bastırınca “İşte bu benim Rabbimdir. Ben batanları sevmem” der (En’am 74-82). Aslında bu Hz. İbrahim’in hidayeti yakalama yolculuğu değildir. Hz. İbrahim (as) salt mantığıyla ilahını yakalamaya çalışan, aklının ermediğine iman etmeyen bir insanın acziyetinin profiline işaret eder. Tıpkı, tapındıkları puthanedeki küçük putları kırıp, baltayı en büyük putun boynuna astığı gün gibi. “Şu genç -İbrahim- yapmıştır” diye kendisine doğru hışımla yürüyenlere:


“Bana niye soruyorsunuz. Şu en büyük olanına sorsanız ya, belki o parçalamıştır onları” cevabını verir. Birbirlerine bakınırlar; “Ama onun gücü ötekilerini kırmaya yetmez ki. Onun diğer putlardan ne farkı var ki!..” Aklı erenleri böyle söylenmeye başlarlar. Fıtrat nefsi aşıp devreye girer bir an.

Hz. İbrahim (as) çağdaş insanın beyin anaforuna hitap eder burada. “Ben batanları sevmem” derken ve yıldızlar ile Ay’ı ilahlık makamından yere indirip akılları güneşe odaklarken onun da biraz sonra batacağına işaret etmiyor muydu? Tıpkı küçük putları kırmaktan aciz, kendisini töhmette bulundurandan hesap sorabilmekten, hatta boynuna takılan baltayı indirmekten aciz ama buna rağmen tapılan puthanedeki en büyük put gibi.


Aslında çağdaş insan Tanrı’yı -veya Allah’ı- tartışmıyor. Allah’ın ilahi kitaplarda önlerine koyduğu köşe taşlarını yıkmaya çabalıyor. Allah’tan kaçıyor. Zira sorumluluk veya hakikatle ve ötesindeki sorumlulukla yüzleşmek ağır geliyor. O diyor ki beni yarattın ama işime de karışıyorsun. Beni yarat ve köşende otur, ne bir şey iste ne de isteklerimi reddet. Çağdaş insan böyle bir Rabb istiyor. O, dün tahtadan, helvadan yonttuğu gibi, yapay, GDO karıştırılmış yani genleriyle oynanmış hormonlu bir ilah peşinde. Onun istediği ilah zinasına, para kazanma ve harcama yoluna, nasıl yaşayacağına velhasıl kendisini taciz edecek hiçbir şeye karışmasın. Tıpkı eski Yunan ilahları gibi magazinsel bir tanrı (haşa) peşinde.


Çağdaş Batılının bir kısmının -daha doğrusu ateist olanlarının- problemi budur. Varlık veya yokluk değil. Sınırların çizilmesidir. Çağdaş başkaldırı ile Allah’ın tanımlamalarından, emir ve yasaklarından firar ederek kendilerince Tanrı’ya bir kostüm biçiyorlar.


Aslında tümden reddetmek işlerine gelmiyor. Zira tesadüf -kendi kendine oluşma-, aniden olma, şuursuzca başlama, hatta bir patlamayla oluşma -bing bang- gibi kaçak yorumlar varlığı izahta zorlanınca; enerji, meçhul güç, ilah, rab, tabiat kurtarıcı bir rahatlama vesilesi olabiliyor. Ötesi ise rahatsız edici. Allah özgürlükleri kısıtlayınca yani özel hayata müdahale edince çok da sempatik olmuyor onlarca. Öyle ise O’ndan kurtulmak lazım. Yetkileri alınmış bir ilah niye olmasın.

İnsanlık ilk darbeyi kadim tarihte kendince kutsal kitaplarla oynayarak yaptı. Kuran-ı Kerim’in tarifiyle “Kelimeleri yerinden oynatarak, bozarak” vahiyle oynadılar. Kutsal metinleri heva ve heveslerine mahkûm ettiler. Helal ve haramlara standart çizdiler. Ulûhiyete, beşeriyet kattılar. Kendilerince tapındılar ama Yüce Yaratıcı’nın dilediği gibi değil, kendi arzu ettikleri gibi.


Şimdi ise son darbeyi vuracaklar kendilerince. Yani işi kökten çözecekler belki. Kutsal metinlerle oynamak yerine kutsal metinleri göndereni yerinden oynatarak. Yani Yüce Rabbi iskat etmek. Yüce Rabb’in makamına göz dikerek. İşin özeti ve fısıldanmayan noktası budur bence.

Beyhude. Boş çaba. Bugün bunu tartışanlar yarın olmayacaklar. Varlığı var olanlara muhtaç olmayan ise sadece burada değil, istesek de istemesek de konuk edileceğimiz öteki âlemde de yine var olacak.


Bütün bu tartışmalarda ancak şu makul olabilir. Evreni ve yaratıcısını tanımaya çalışmak. Buna bin kez evet.

                                                                                             Prf.Dr. Nihat hatipoğlu

 

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (324) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 1420

Son Güncelleme ( 30 01 2010 )
 
KADER
  Makale      >>>>>KADER<<<<<Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine sığınmak  Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine sığınmak


Hz. Ömer (ra) şam'a doğru yola çıkmıştı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkumandanı Ebu Ubeyde b. Cerrah ile komuta kademesindeki arkadaşları karşıladı ve ona şam'da veba hastalığı baş gösterdiğini haber verdiler.

Hz. Ömer (ra) şam'a doğru yola çıkmıştı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkumandanı Ebu Ubeyde b. Cerrah ile komuta kademesindeki arkadaşları karşıladı ve ona şam'da veba hastalığı baş gösterdiğini haber verdiler. Ömer (ra), Abdullah b. Abbas'a:

-Bana ilk Muhacirleri çağır, dedi.

Hz. Ömer (ra) onlarla oturup konuştu ve şam'da veba salgını bulunduğunu kendilerine bildirdi. Onlar nasıl hareket edilmesi gerektiğinde ihtilaf ettiler. Bazıları:
-Sen belirli bir iş için yola çıktın, geri dönmeni uygun bulmuyoruz, dediler. Bazıları da:
-Müslümanların kalanı ve Hz. Peygamberin ashabı senin yanındadır. Onları bu vebanın üstüne sevk etmenizi uygun görmüyoruz, orada salgın hastalık var, dediler.

Bunun üzerine Hz. Ömer (ra):

-Gidebilirsiniz, dedi. Daha sonra Abdullah b. Abbas'a (ra):

-Bana Ensar'ı çağır, dedi. Onlar da Muhacirler gibi benzer sözler söylediler. Hz. Ömer (ra):

-Siz de gidebilirsiniz, dedi. Hz. Abdullah'a (ra) tekrar:

-Bana Mekke'nin fethinden önce Medine'ye hicret etmiş olan Kureyş Muhacirlerinin yaşlılarını çağır, dedi.

Onlardan iki kişi bile ihtilaf etmedi ve hepsi:
-İnsanları geri döndürmeni ve bu hastalığın olduğu yere gitmemeyi uygun görüyoruz, dediler.

Bu defa Hz. Ömer (ra) herkese seslenerek:

-Ben sabahleyin dönüş hazırlığına başlıyorum, siz de hayvanlarınıza binmiş olun, dedi.

Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra):

-Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun? diye sordu. Hz. Ömer (ra):

-Keşke bunu senden başkası söyleseydi ey Ebu Ubeyde! Dedi. Zira Ömer (ra) Ebu Ubeyde'ye muhalefet etmek istemezdi. Ve sözüne şöyle devam etti.

-Evet, Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz. Ne dersi senin develerin olsa da iki tarafı olan bir vadiye inseler, bir taraf verimli diğer taraf çorak olsa, verimli yerde otlatsan Allah'ın kaderiyle otlatmış, çorak yerde otlatsan yine Allah'ın kaderiyle otlatmış olmaz mıydın?

Tam o esnada bir takım ihtiyaçların karşılamaz için ortalarda görünmeyen Abdurrahman b. Avf (ra) çıkageldi ve:

-Bu hususta bende bilgi var, Rasulullah (sav) Efendimizin:

-“Bir yerde veba olduğunu işittiğinizde oraya girmeyiniz. Bir yerde veba ortaya çıkar, siz de orada bulunursanız, hastalıktan kaçarak oradan dışarı çıkmayınız” buyururken işittim, dedi.

Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) Allah'a hamd etti ve oradan ayrılıp yoluna devam etti. (Buhari, Tıb, 30; Müslim, Selam, 98)
Hz. Ömer'in (ra) bu tavrı ‘kader' anlayışına nasıl bakmamız gerektiğine dair ipucu veriyor. Tedbir olarak ve bütün sebeplere sarılmamız gerekir. Bütün bunlara rağmen Yüce Allah başka bir şey dileyip önümüze getirecekse buna da razı olmak gerekir. 

                                                                                        Doç.Dr.Nihat Hatipoğlu 

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (329) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 1509

Yazar Administrator   
05 10 2009

     
 
UTANDIRAN AHLAKi ÇÖKÜŞ
Yazar Administrator   
11 11 2009
  


 Utandıran bir ahlaki çöküş yaşıyoruz                                                                   

MÜSLÜMANLIK ve güzel ahlak birbirinden ayrılmaz iki temeldir.

Müslüman güzel ahlaklı olmak zorundadır. Güzel ahlak da her Müslüman’da görülmelidir. Olması gereken de bu. Ama olan bu mu? Maalesef hayır. Böyle değil. Bunun böyle olmadığını görmek için gazete sahifelerine, televizyon ekranlarına bakmak yeterlidir. Bugünkü yazımda özellikle gazete sahifelerinde yer alan bazı haberlere yer vererek ufak bir sorgulama yapmak istiyorum. Ülkemizin hemen hemen genelinde görülen bu tür olayları sizler de kendi çevrenizde gözlemliyorsunuzdur. Ve tabii ki sizler de benim gibi, “Bize yakışıyor mu bütün bunlar” diye sorguluyorsunuzdur. Şimdi bu haberlere kısaca bakalım.“Geçim sıkıntısından bunalan anne çocuğuyla intihar etti.”Bu ön plana çıkan bir haber. Duyduğumuz bir haber. Hiç şüphe yok ki bunun benzeri olay hayli çoktur. Çoğundan haberdar bile değilizdir. Burada kim suçlu, kim günahkâr? Bir anne nasıl bu hale gelebilir. Hangi anne çocuğunun canına kıymak ister ki! Hangimizin annesi böyle bir şey düşünür. Annenizin merhametini, rahmetini, affını, sıcaklığını düşünün. İnanınız ki çocuğuyla beraber köprüden atlayan annenin sizin annenizden hiçbir farkı yoktur. Evladını sevmesi, merhamet etmesi açısından bütün anneler aynı değiller mi? Öyleyse bir anneyi böylesi bir cinnet noktasına getiren hangi ruh halidir. Bunu sorgulamamız gerekmez mi? Böylesi annelerin çaresizliğine kayıtsız kalan akrabaları bu günahın ortağı değiller mi? Bu anneyi ve evladını doyuramayan yöneticiler hiç mi vebal altında değiller? Bu olayları görüp de, sadece bakakalan dini yetkililerin vicdanı hiç mi sızlamaz? Sanıyor musunuz ki bu işin bütün vebali sadece bir anneye yüklenilecek. Sanıyor musunuz ki Allah (cc) büyük mahkemede bütün etkili ve yetkilileri sorgulamayacak. Tam bunu sormuşken burada Hz. Ömer’i (ra) hatırlamamak mümkün mü? Ne diyordu Hz. Ömer (ra):“Dicle kıyısında kapsa bir kurt bir koyunu, Adli İlahi (İlahi Adalet) gelir sorar Ömer’den onu.”Ömerlerini, Ömer ruhlularını yitirmiş ve böylesi ufuk insanları yetiştiremeyen bir toplumda daha nice anne çocuğuyla kendini belirsizliğe atacaktır. İçimiz kan ağlasa da bu böyle. Maalesef nicesi çaresizliğine, yok oluşu bir çare bilecek. Yazık, binlerce defa yazık ama bu böyle olacak.“Gayrimeşru çocuk doğuran anne ve çocukları katledildi.”İnsan öldürmenin, insan hayatına kastetmenin her türlüsünü şiddetle reddeden bir mirasımız var. İnsan yaşatmayı erdem bilen bir vahyin çocuklarıyız. Harp sahasında ölmüş bir çocuk vücudunu gördüğünde, bütün bir gün Allah’a yalvarıp, “Ya Rabbi, Muhammedinin bundan haberi yoktur” diyerek terbiyesini ilan eden bir peygamberin sevenleriyiz. Peki, ya annesi tarafından gayrimeşru bir ilişki sonucunda dünyaya gelmiş olan şu çocuğun günahı ne? Hangi kahrolası el bu çocuğun hayatına son verebilir. Hangi nasipsiz beyin böyle bir cinayetin tetiğine bas emri verebilir. Hiç kimse böyle bir karar veremez. Ve hiç kimseye böyle bir yetkiyi Yüce Allah vermemiştir. Hz. Peygamber’e (sav), Hz. Ömer’e (ra) ve Hz. Ali’ye (ra) gelen bazı kadınlar zinadan hamile olduklarını ilan ettiklerinde hepsinin cevabı aynı olmuştur. Şöyle demişlerdir: “Çocuğunu doğur. Onun bir günahı yoktur.” Ortada gayrimeşru bir ilişkiden olan çocuk varsa -ki gayrimeşru hiçbir ilişkiye, hiçbir din ve vicdan onay veremez- o çocuğu sahiplenmek herkesin boynunun borcudur. Çünkü hiçbir çocuk, baba ve annesinden dolayı kınanamaz.“Sel sonucu ortaya saçılan mallar yağma edildi.”Hırsızlık, yağma ve gasp kardeş kavramlardır. Belki yağma bunların en çirkinidir. Çünkü yağma olaylarında çaresiz kalan bir insanın çaresizliğini istismar vardır. Çoğu kez yağmayı yapan hiç uğraşmadan, riske bile girmeden başkasının malına el koyar. Ne kadar onursuzca bir kazanç değil mi? Tabii adına kazanç denilebilirse. Maalesef son zamanlarda bunu da yaşadık. Sel felaketlerinde malını yitirmiş insanlarımız, ortaya saçılan mallarını kamyonete doldurup evine taşıyan insanların görüntüsüyle haylice sarsılmadılar mı? Bu görüntülerin İslam’la, İslam ahlakıyla beraber anılması mümkün mü?“Boşanan eşler mahremlerini ortalığa yayıyorlar.”Boşanma davalarında bolca görülen manzaralardan birisi de bu. İnsanlar tabii ki anlaşamayabilirler. Tabii ki boşanabilirler. Tabii ki tatlı ve acı hatıraları olabilir. Tabii ki zafiyetleri olabilir. Tabii ki başkasının duymasından rahatsız olacakları eksiklikleri olabilir. Hepimiz insanız ve hepimizin yığınla eksiği, zayıf noktası, zafiyetleri olabilir. Peki, bu görülen manzara hoş mu? Ahlaki mi? Yakışıyor mu? Boşanan eşlerin birbirlerinin mahremlerini ortaya saçmaları doğru mu? Bunun kime faydası var. Bundan kim kârlı çıkıyor. Daha doğrusu bundan zarar görmeyen var mı? Ne kötü bir alışkanlık değil mi? Hz. Peygamber (sav) sanki bugünleri anlatırcasına şöyle uyarıyor: “Allah katında en onursuz insan geceleyin eşinin kulağına fısıldadığı şeyi sabahleyin başkasına ilan edendir.”

Ne dersiniz, sadece bu olaylara bakmak bile bizim Kuran ve Hz. Peygamber (sav) ahlakından ne kadar uzak olduğumuzu tespit için yeterli değil mi?

 

                                                                                                Dç.Dr.  Nihat HATİPOĞGLU  

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (313) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 1358

Son Güncelleme ( 19 11 2009 )
 
<< İlk < Önceki 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 Sonraki > Son >>

Sonuç 261 - 265 Toplam 300
Yararlı Bilgiler
E - DEVLET
SSK Sorgulama
Bilinmeyen Numaralar
Önemli Telefonlar
Ösym sınav sonuçları
URL Video Upload 1_
URL Video Upload 2_
URL Video Upload 3_
URL Video Upload 4_
Pc İcin Programlar
windows installer 3.1
İnstall flash player
Adobe Reader.9
Flatcast Tema_1
Pc nizn driver sorununa kesin çözüm
TSL PUAN DURUMU
Giriş Formu





Kayıp Parola?
Bağlı Üyeler
Bağlı üye yok
Üye Menüsü
Profilim
Haber Ekle
WebLink Ekle
Öğelerimi Kontrol Et
Çıkış
Üye İstatistiği
 Tomaraselalefm.com  Gruplar Toplam
 Misafir ( 0 ) Misafir 0
   Toplam 0
 Toplam Üye ( 77,302 ) Toplam Üye 77,302


Istatistik
Son Üye  APoulin
Bugün  0
Bu Hafta  0
Bu Ay  0
Ziyaretçi İstatistiği
Bugün247
Dün377
Bu hafta950
Bu ay3929
Toplam483192
Anket
Webdesign www.webmedie.dk Hjemmeside af www.webmedie.dk